1. YAZARLAR

  2. Yener Yanık

  3. Oyun içinde oyun...
Yener Yanık

Yener Yanık

Yazar

Oyun içinde oyun...

A+A-

Haftaya damga vuran şu haberle başlayalım:

 

ABD merkezli Zynga, mobil oyunlar geliştiren Türk şirketi Peak'in hisselerini 1,8 milyar dolara satın aldı. Peak’in Zynga tarafından satın alınmasıyla bugüne kadar yabancı bir firmanın Türkiye’den bir teknoloji şirketi için ödediği en yüksek miktara ulaşıldı.

 

Gerçekten rekor bir satış olabilir hatta gurur verici de olabilir.

Hele ki 90' li yıllarda

DYP- SHP zamanında 100 milyar dolara satarız ve Türkiye'nin borcunu kapatırız denilen koskoca Türk Telekom' un bugünkü piyasa değerinin 4-5 milyar dolar olduğu düşünülürse bir oyun şirketinin bu kıyasla çok büyük meblağa satıldığı bunun bir göstergesi.

 

 Ancak ben fotoğrafın çok daha başka bir yönüne dikkat çekmek istiyorum.

Önce şurdan başlayalım…  

 

Artık her şey ama her şey yazılım üzerine, bu bir gerçek…  

Evinizdeki televizyonlardan, buzdolabına, elimizden düşürmediğimiz cep telefonlarından bindiğiniz arabaya kadar…

 Bilhassa günümüz savaş teknolojileri…

Suriye ve Libya’da elektro manyetik savaş denilen ve düşman unsurlarını kör eden KORAL’ın ve KORAL ile entegreli SİHA ve tüm unsurların dengeleri nasıl değiştirdiği de bu minvalde…

 

Yani zehir gibi zekâya sahip çocuklarımızı hem Fetö’nün elinden hem de yurt dışı cazibesinden kopartıp onlara imkân verdiğimizde kendilerinin neleri başardıkları da ortada.

15-16 yaşındaki lise öğrencilerinin dünya teknoloji devlerinin yazılım açıklarını bulduğu, Türk hacker timinin MİT koordinesiyle son yıllarda Rusların tahtını sallayışı da ortada…

PKK-PYD’nin gömülmesinde, Suriye’de Rusya’nın karizmasının çizilmesinde, Akdeniz’e Türk damgası vurulmasında, Libya’da savaşın seyrinin değişmesinde vs. vs…. En önemli ayaklardan biri olan SİHA ve türevlerinin arkasındaki isim olan Çılgın Türk Selçuk Bayraktar’ın ve onun öncülüğündeki gençlerin Teknofest şahikası da ortada…

250 yıldır içten ve dıştan uyutulan, kendine her gelme aşamasında darbelerle bir yirmi yıl daha geriye götürülen devlet gerçeği çok şükür yok ortada.

Hep çok geç kalmışız diyoruz ya. Geç kalmadık, geç bırakıldık.

Boeing yokken Vecihi Hürkuşlar vardı.

Yolcu uçağı yapıp Norveç’e ve diğer ülkelere satan Nuri Demirağlar vardı. Hatta  prototip roket yapan çılgın gençlerimiz vardı. 129 günde o günün yokluklarında ve zorluklarında vücuda getirilen Devrim arabalarımız vardı.

Vs, vs…

Darbelerin ve darbecilerin gölgesinde eriyip gitti her biri.

Çok da eskiye gitmeden bu minvalde çoğumuzun bilmediği şu acı örnekle yukarıdaki durumu da perçinleştirip asıl mecraya gelelim.

Yıl 1997… ASELSAN1919 modeliyle bir cep telefonu sürer piyasaya ASELSAN.

O yıllarda Nokia, Ericsson, Motorola gibi firmalar piyasanın devleridir. Dikkat edin ne SAMSUNG ne de Apple piyasada…

ASELSAN 1919 modeli rakiplerine göre çok daha üst bir telefon olarak adını duyurur.

  Ve o dönem dünyada mobil telefon üreten 9 ülkeden biri olur Türkiye bu modelle.

ASELSAN 1919 modeli öyle bir başarıya ulaşır ki; 10 farklı ülkeye, üç ayda 5 binden fazla ihraç edilir. Hatta başarısı dünya çapında pazarda o kadar yankı bulur ki, İngiltere’deki teknoloji fuarında birinci seçilir. Bu zaferde, ülkedeki ilk titreşim özelliğinin bu telefonda olması gibi birçok yenilikçi fikir barındırmasının etkisi büyüktür.

Sonrasında siyasi iktidar patent desteği vermeyince rakip firmalar dava açar,  Çukurova Holding’in bir kuruluşu olan KVK, telefon satış ve dağıtım pazarı tek başına hakimken ASELSAN 1919’u değil de Nokia’yı bayilere dağıtır.

Ve hem siyasi ayaktan hem de dünya çapında baronların içteki tetikçilerinden dolayı BİR RÜYA BAŞLAMADAN BİTER.

Eğer şimdiki gibi bir destek olsaydı düşünün gelecek başarıyı ve milyarlarca doları ve hatta dünya devi bir firmayı, cari açığı, işsizliği, ülkenin en zeki çocuklarının tıp fakültelerinden ziyade elektrik- elektronik/ yazılım bölümlerini öncelikli olarak seçeceğini vs. vs.

Bu minvalden hareketle rekor fiyata satılan oyun şirketini de böyle düşünüyorum.

Parası dudak uçuklatsa da bu işin baronları olan şeytani akıl olaya farklı bakar.

Mesela Kara Murat örneğini izah edelim…

 

Kara Murat” bir döneme damgasını vuran bir efsanedir.
Rahmi Turan’ın yazdığı Abdullah Turhan’ın çizdiği çizgi romanın adıdır.
  “Fatih’in Fedaisi Kara Murat” dizisi 1970’li yıllarda Türkiye’nin en çok okunan romanı haline gelir, sonrasında sinemaya da Cüneyt Arkın ile uyarlanır ve gişe rekorları kırar.

O dönem toplumunda müthiş bir milliyetçilik ve tarih şuuru uyandırdı Kara Murat.

Sonrasında Malkoçoğlu, Tarkan vs. filmler de bu cereyanda devam etti.

İşte bir el tam da burada devreye girer…

Fransa orijinli bir yayınevi defaten Kara Murat’ı almak için başvurur, imtiyaz sahibi bunu reddeder. En sonunda ederinin üç beş katı para verip alır ve tabiri caizse kapısına kilidi vurur Kara Murat’ın…

Ne var ki bunda diyebilirsiniz. Bir çizgi romanının yayını kapatılsa ne olur devam etse ne olur…  

Maalesef kazın ayağı öyle değil… Burada aslolan gelecek nesillerin Kara Murat ruhuyla yetişmemesidir. Onun için Türk çocuklarının hayallerini çalmak, bağlarını geçmişle koparmak paradan çok çok daha ötedir.

Yani kapanan Kara Murat değil, hayalleri ve aidiyet şuuru çalınan Türk gençliğidir.

Sonrasında Kara Murat ve benzerlerinin olmayışıyla beraber Spiderman, Süperman, Badman, Ninja kaplumbağaları ile yetişen bir gençlik geldi arkadan.

Mesela Türkiye pazarına Pizzalarıyla giremeyen İtalyan görünümlü Küresel şeytanlar, Ninja Kaplumbağaları çizgi filmiyle ortaya çıkan pizza aşkını öğretti Türk annelerine ve aşk para aşkını doğurunca mantar gibi türeyen pizza markaları girdi ülkeye…

Bir taraftan milyarlarca dolarlar diğer taraftan fast food kültürü ve obezite…

Bir taşla kuş katliamı…

Ayrıca bu figürlerden oluşan tişörtleri çantaları, ayakkabıları vs. tüm materyalleri bilhassa öncelikli olarak satmak hem çok daha gelir getiricidir hem de kültürel yozlaşma ve asimle noktasında elzemdir bu akıl için.

Bazen, bir çizgi filmle çizersiniz her şeyi…

 

Masal başta olmak üzere fantastik unsurların çocukların hayal dünyalarını geliştirmede ve kendilerine karakter oluşturmada etkisi büyüktür.

İşte Batı emperyalizmi çocuklarımıza ilk yaşlarından itibaren bu masallarla giriyor, dört- beş yaşlarında ise bu çizgi figürlerle rol modeller teşekkül ediyor.

Günümüzde ise tüm bunların yerini alan sadece çocukların değil yetişkin insanların da müptelası olduğu oyun sektörü gerçeği çıkıyor karşımıza…

Çünkü televizyonların yerini tablet ve bilgisayarlar/ cep telefonları/ oyun konsolları aldı…

Genç beyinlere subiliminle manada format atmanın en etkili yolu olarak karşımıza oyun kisvesiyle çıkan ve oyun içindeki oyun olan devasa bir sektörün röntgenini çekelim sizinle…

  

Çok büyük paraların döndüğü bu sektörde her türlü tehlikeye maruz kalan çocuklarımız…

Basit yazılımlarla tablet ya da bilgisayar üzerinden bilhassa daha küçük çocuklar için tasarlanan kıyafet giydirme oyunlarının hemen alt başlıklarında gizlenen öpüşme oyunları…

Ya da daha profesyonel olarak hazırlanan ve pahalı bir ücret karşılığında alınan ya da internetten indirilen oyunlar…

Ve oyun oynarken adeta transa geçen çocuklarımız…

İsterseniz bir gözlemleyin onları bu esnada…

Oyalansın, birazcık da kafasını dağıtsın diyerek onları nasıl dehşet bir sanal dünyaya sokuyoruz. Öyle bir dünya ki çocuk ruhen çırılçıplak ve hatta beynen de bir haşhaşi formatına sokuluyor biz farkında olmadan.

Mesela Küreselcilerin yenidünya düzeninde ringe çıkardığı Çin’in Türkiye’de en çok oynanan PUBG oyunu. Bu oyunun yeni sürümünde puta tapma ritüeli oyunun geçilmesi gereken bir aşaması. Daha fazla puan toplamanız için, tapınılıyor Türkçe alt yazısıyla Türk çocuklarına tapınma enjekte ediliyor.

Ve oyun boyunca bir sürü subiliminle figürler de cabası…

Sakın ha birileri çıkıp

 Ne var canım bunda alt tarafı oyun ya da alt tarafı bir film

densizliği yapmasın, bütün bunların nasıl bilimsel bir gerçeklik taşıdığına dair binlerce kitap ve makale var.

 

İşte bu minvalde devlet, gençlerine sahip çıkmalı. Bu tarz firmalar ederi ne olursa olsun asla satılmamalı ve hatta devlet tarafından desteklenerek hem küresel bir şirkete dönüşmeli hem de böylece

“Bir taraftan ülke gençlerine diğer taraftan da dünya gençliğine Türk ideası/ Kızıl Elma içerikleriyle tasarlanan oyunlar sunulmalıdır.”

Böylelikle düşmanın silahıyla silahlanıp kendi gençliğini de yerli ve milli bir ruhla yetiştiren bir devlet yapısı ortaya çıkar ki devletin asli görevlerinden biri de budur.

Mesela bir Metehan bir Atilla bir Fatih figürü hem tarihsel içerik hem de kültürel motifli yazılımla müthiş bir ses getirir bu sektörde.

 

Budist bir tapınakta tapınarak puan toplayan ve algısına bunu sokan Türk çocuğuna, muhteşem bir görselle ve ses animasyonlarıyla destekli bir oyunda caminin içine girerek puan toplatmanın hazzı  şöyle dursun, oradaki ezan sesinden ya da kadim figürlerden etkilenerek bu dini ve bu devleti araştırmaya ve böylelikle bize sempati ile bakmaya meyledecek milyonlarca çocuğu da unutmamak lazım. 

Fetö, bizi bizle kandırarak, Batı emperyalizmi içimizdeki işbirlikçileriyle ve oluşturduğu kültürel emperyalizmle çocuklarımızı bizden çaldı.

 

Ezcümle… OYUN İÇİNDE OYUN…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar