1. YAZARLAR

  2. Yener Yanık

  3. Albayrak solsa da al bayrak solmaz…
Yener Yanık

Yener Yanık

Yazar

Albayrak solsa da al bayrak solmaz…

A+A-

Trump'ın damadı Kushner ve diğer damat Berat Albayrak...

 

Şu an itibariyle ikisi de gitti gibi…  Her iki fotoğraf karesi, bu zamana kadar Erdoğan ve Trump arasındaki diyaloğun damatlar üzerinden yürütülen bir hukuku teyit ediyordu.

1-022.jpg2-013.jpg

 

 

Tarihte hiçbir Türk Bakanı bir ABD başkanı ile özel görüşmedi... BİDEN' in kazanmasıyla bu hukuk artık bitti. Kanımca bu fotoğrafların arka planında Halkbank davası vardı.

 

Parçaları tek tek yazalım ve sonunda birleştirelim.

 

"Casus Papaz Branson" u verdikten belli bir süre sonra ABD' de 33 aydır tutuklu kalan Halkbank Genel Müdürü Hakan Atilla, serbest bırakılmıştı ve Atilla Türkiye' ye dönmüştü.

 

Cuma gecesi, görevden alınan Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, 2011-2015 arası Halkbank Genel Müdür Yardımcısıydı.

 

BİDEN' in gelişiyle Trump tarafından damatlar tesiriyle sümen altı edilen bu dava belli ki yeni süreçte önümüze konulacak.

Ve ihtimal dâhilindedir ki göreve devam etseydi Albayrak da bu davaya dâhil edilecekti...

 

( Görevi bıraktıktan sonra Trump' a da bu süreçten dolayı soruşturma açılabilir.

Çünkü başta S 400' ler olmak üzere kendisine Türkiye ' ye yaptırım konusunda çok büyük baskı vardı)

 

Yani bu istifanın ya da azledilişin bir nedeni Biden faktörü olabilir.

 

 Gelelim dünden bu ana kadarki sürece…

Berat Albayrak, dün akşam instegram hesabından bir istifa metni yayınladı. Böyle bir istifa metninde Erdoğan'ın isminin geçmemesi, üstelik “at itinin, it izine karıştı”ğını aynı metinde söylemesi sanki Berat Albayrak’ın değil de yazar babasının elinden geçmiş bir izlenim verdi şahsıma.

Yukarıda belirttiğimiz hususlar haricinde farklı faktörler de sayabiliriz.

 

Mesela müthiş bir baskı vardı Albayrak’ın üstünde…

 

 Bülent Arınç'ın birkaç gün önceki kendisiyle ilgili açıklamaları, ondan öncesinde Meral Akşener’in Erdoğan’a atfen, “Ya milletini seçip gerekeni yapacaksın ya da damadını seçip ilk sandıkta gideceksin söylemi,  

 

Murat Uysal’ın gece yarısında görevinden azledilip Eski Maliye Bakanı’nın Merkez Bankası Başkanlığına atanması ve olayın üstünden bunca saat geçmesine rağmen hala bilhassa Albayrak cephesinden bir resmi açıklama yapılmaması bu istifayı teyit ediyor.

 

Muhtemelen geniş çaplı bir kabine değişikliği de gelecektir bu süreçte…

Ve Biden’ın gelişiyle erken seçim teraneleri de daha sık dillendirilecektir bilhassa muhalefet cephesinde…

 

Gelelim farklı bir pencereye…

 

 

Damat istifa etti diye güya dolar tepetaklak olmuş...

 

Kaldıraçlı ve borca dayalı para sistemi olduğu müddetçe, dolar karşılıksız basılıp rezerv para hüviyetini koruduğu sürece,damat gelmiş damat gitmiş çok da önemli değil...

 

Yeni bir ekonomik model anlayışı, yeni bir paradigma yeni dönemde öncelikli olmalı...

 

Yoksa küresel odakların piyonlarından olan ve ben gelince bütün bu sorunlar bitecek "deva" olacağım diyenler değil tabii ki…

 

Şunu çok iyi biliyoruz ki şu an pusuda bekleyip ahkâm kesenler, Deva diye millete pazarlanan bebek yüzlü Babacan tavırlı bu adamlar, Derviş modelinin ateşli uygulayıcılarıydı.

 

Şimdi kalkıp sahte reçete sunuyorlar... Ve 2023 seçimlerinde (ya da olası bir erken seçimde ) birilerinin çatı adayı olma yolunda arzıendam ediyorlar.

 

Bu adamlar gelince ya da getirilince yine ülke borç paraya boğulacak ve yine bilindik görüntüler olacak...

 

Yani IMF anlayışından çok da farklı bir anlayış olmayacak…

 

Çünkü biz bu adamların cemaziyülevvelini biliyoruz...  Malum örgütle girift ilişkileri de malumumuz...

 

Hatırlayın, 1 dolar 1 TL olacak diye, güçlü TL'den bahsettiler ve bunun uygulayıcısı olup

Kobiler başta olmak üzere bütün yerli üretimi altüst ettiler, her şeyi ithal eden, sürekli cari açık veren bir ülke formatında bir ekonomik anlayışla görevlerini icra ettiler.

 

Bunun sonucunda, belki bol para oldu, her şey çok ucuzladı, yokluklarla geçen bir ülkenin yeni gençleri yeni bireyleri ya da yeni yaşlıları olarak bu durum aslında bizim de hoşumuza gitti,

 

Tükettikçe de tükettik.

 

Üç ayda bir değişen cep telefonları, senede bir değişen arabalar, mantar gibi türeyen rezidanslar, Antalya'dan daha ucuza mal olan yurt dışı geziler…

 

Özel okullar, özel hastaneler, özel klinikler…Faiz adının gölgelenip sanki bedava veriliyor gibi verilen krediler…

 

Ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyolojik, kültürel müthiş bir değişim...

 

Hatta kendi kodlarından çıkıp post modern anlayışa bürünen İslamcı soslu, tesettürlü, 4x4 jeepli, fondötenli, rimelli, sonradan görme entelijansiya da farklı bir özelimiz oldu…

 

Ve muta nikâhlı yeşil sermaye… Mücahitlikten müteahhitliğe, Hz Ömer ruhundan Turist Ömerliğe…

 

 

Bütün bu değişimler daha doğrusu yozlaşmalar olurken aslında bir taraftan da sanayide, tarımda, ulaşımda, sağlıkta, eğitimde çok büyük adımlar da atıldı.

 

Ancak darbe dâhil bilhassa son 10 yıllık süreçte her şahlanışta Gezi, 17-25 Aralık gibi dış destekli müdahalelerle ekonomik yönden başımıza vuruldu...Gezi olaylarının ekonomiye etkisinin 250 milyar dolar olduğu düşünülürse gerisini çok da söylemeye gerek yok…

 

16 Nisan 2017 referandumuyla Başkanlık sistemine çok iddialı geçtik, bilhassa ekonomik pencereden iddialı söylemler vardı…

 

Tam toparladık ya da toparlıyoruz derken, özellikle bu covid süreciyle bütün dünyayı etkisine alan ve gelmiş geçmiş bütün ekonomik krizlerden daha da büyüğü olduğu söylenen yeni bir kriz de cabası oldu.

 

 

Neticede, tatlı tatlı yedik acı acı gaz çıkartıp şimdi faturayı ödüyoruz...

 

Tabii ki tüm bu süreçte Erdoğan' ın da dahli vardır ama  

 

Kanuni döneminde başlayan kapitülasyonlar ve sonrasında çöküşe geçen bir imparatorluk ile başlayan süreç, özellikle 1838 Balta Limanı Antlaşması ile taçlandırılmış, Duyunu Umumiye ile devlet iflas etmiş, I.Dünya Savaşı’ndan hezimetle çıkılarak yıkılan bir imparatorluğun ardından küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti ile  yokluklar, yoksulluklar yakamızı bırakmamıştı.

 

 

 II. Dünya Savaşı'nın ardından rezerv para olan dolar ve bütün dünyada uygulanan borca dayalı para sistemi, ülkede on  yılda bir yapılan darbeler, içi boşaltılan Merkez Bankası, 1980’lerden sonra PKK gibi örgütlerle ekonomik yönden bütün enerjisini içe veren çaresiz bir devlet anlayışı, ortalama altı ayı geçmeyen koalisyon hükümetleri ve 94- 2000-2001 krizleri…

 

 

Kısacası en az 200 yıldır devam eden ekonomik kırılganlıklar, zaten bizim yumuşak karnımızdı.

 

Ayrıca Suriyeli göçmenler sorununun,  Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı gibi maliyeti yüksek savaşların ardından Libya ve Doğu Akdeniz adımları da haliyle bu süreci beraberinde getirdi.

 

Büyük reset ve yeni bir Bretton Woods’a ihtiyaç var denilen ve pandemi sosuyla dünyaya ekonomik format atılan bu yeni dünya düzeninde acilen çok farklı bir ekonomik anlayışa ihtiyaç var…

 

Aslında Berat Albayrak bütün bu fotoğrafı görüp üretim ekonomisi diye bağırıp çağıran bir şahsiyetti.

 

Enerji Bakanlığı döneminde yaptığı hamleler çok kritikti. Ve bugün Karadeniz’de bunun ödüllerini onun hamleleriyle alıyoruz.

 

Aynı hamleleri Maliye ve Hazine Bakanlığında da yapmaya niyetliydi hatta bazılarının da adımını atmıştı.

 

Belki de dolar üzerinden yapılan operasyonla bunun bedelini kendisine ödettiler.

 

Ne de olsa adı damattı.

 

Maalesef bu toplumun zihin kodlarında baldız ve damat hoş bir yer edinmiyor.

 

Ne yaparlarsa yapsınlar, birileri inanmasa da ok yaydan çıktı…

 

Ezcümle... Albayrak solsa da al bayrak solmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar