Geçmişten bugüne Ayasofya
36
"Ayasofya, inşa edildiği yıldan günümüze kadar Trabzon kenti için son derece önemli"
Ayasofya’nın inşa edildiği yıldan günümüze kadar Trabzon şehri için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Aktaş, “Ayrıca Ayasofya, inşa edildiği yıldan günümüze kadar Trabzon kenti için son derece önemli bir landmark olma özelliğine sahip olagelmiştir. Geçmişten günümüze değişim sürecini değerlendirdiğimizde bu sürecin yakın tarihimizde 3 aşamada tanımlandığı görülür. 2009 yılında başlayan Ayasofya ve yakın çevresi kentsel dönüşüm projesi kapsamında ele alınan bu üç dönem, kamulaştırma ve yapı yakın çevresini yoğun yapılaşmadan arındırma kararlarıyla günümüzde yoğun yapılaşan bir kent içerisinde tarihi bir yapının yeşille birlikte nasıl daha kuvvetli bir landmark olarak tanımlanabileceğini örneklemektedir. Bu nedenle Ayasofya için geçmişte yeşilin bütünleyici etkisi ne ise günümüzde artan şekilde aynı etki önemini korumaktadır” ifadelerine yer verdi.
"Ayasofya’nın bahçesinde bulunan ağaçların yoğunluğu yapının algılanmasını kapatacak şekilde arttırılmamalı"
"Ayasofya’nın yoğun kullanım ve yeşil doku ilişkilerinin çim alanların bakım ve yenileme çalışmalarıyla dengelenmelidir” diyen Aktaş, “Günümüzde 2013’de yeniden tanımlanan cami işlevi öncesinde bu tarihi yapı ve bahçesi uzak ve yakın kullanıcıları için tarihi bir alan olmanın yanı sıra, içinde bulunduğu mahalle halkı için bir oturma alanı, seyir balkonu, nefes alma noktası olarak işlev görmekteydi. Cami olarak yeniden işlevlendirilip erişimi kontrollü olmaktan çıkarıldığında bu işlev sadece mahalleli için değil tüm kentli için bir nefes alma noktasına dönüşmesine olanak tanımıştır. Her ne kadar bu durum aynı zamanda yoğun bir kullanıcı kapasitesine işaret etmekte ise de, bu yoğun kullanıcı kitlesi alanı yine yeşil olma, yapı ile bütüncül dar ve gösterişsiz, özellikle de tarihi dokuyla uygun malzemeden oluşan sert zeminleri nedeniyle bu yoğunlukta tercih etmektedir. Bu yoğun kullanım potansiyelinin çözümü asla yaya yolu genişliklerini arttırıp, malzemesini betona çevirip Ayasofya Cami’nin tarihi dokusuyla tamamıyla çelişen bir yol izlemek değildir. Yoğun kullanım ve yeşil doku ilişkileri çim alanların bakım ve yenileme çalışmalarıyla dengelenmelidir. Ayasofya’nın bahçesi ziyaretçisine belirli noktalarda durma, oturma, dinlenme ve seyir imkanı sağlamaktadır. Bu noktada mevcut sert zeminlerin kapasitesinin arttırılması yeşil sert zemin dengesini onarılamaz şekilde bozacaktır. Geçmişteki fotoğraflardan da gördüğümüz gibi sirkülasyon alanı olarak sert zemin, yapının yaklaşma sınırında giriş kapılarının bulunduğu alanların önünden geçmekte, bahçenin bütününde ise duvarlar boyunca gezinti yolu olarak devam edip kuzey yönünde teras genişliğine ulaşmaktadır. Bu sert zemin yoğunluğu kullanılan malzemenin de beton gibi yekpare kalıp bir malzeme yerine tarihi dokuyla uyumlu kesme taşlardan oluşması tarihi mekân düzenlemeleri için son derece önemli yaklaşımlardan biridir. Ayasofya’nın landmark olarak görüle bilirliği sadece kent siluetinde kolayca görünebilen çarpıcı bir nokta olması ile tanımlanamaz. Yapının bahçe alanının sert zeminlerden arta kalan alanların bütününde tanımlanması geniş bir çim yüzeyler olarak tanımlanması geçmişte olduğu kadar günümüzde de bu landmark olma durumunun en önemli bileşenlerinden biridir. Bu geniş çim yüzeyler aynı zamanda kullanıcılara farklı etkinlikleri yapma olanağı sağlaması bakımından yapımım kimliğini, davet karlığını ve sosyal mekan olma özelliğini desteklemektedir. Ayasofya’nın bahçesinde bulunan ağaçların yoğunluğu yapının algılanmasını kapatacak şekilde arttırılmamalı, bu bağlamda mevcut bitkilerin bakımları yapılmalıdır. Resimde görünen mezar taşları ve diğer tarihi eserlerin sergilenmesi için Ayasofya’nın müze olarak kullanıldığı zamanlarda, giriş kapısının bulunduğu güney duvarı boyunca düzenlenen üstü kapalı açık sergi alanı yeniden işlevlendirilmelidir” diye konuştu.

